Pardus'la ilgim ondan fazla öğrencimin Pardus geliştiricisi olmasından ve Pardus ekibiyle iki proje yürütmüş olmamdan kaynaklanıyor. Elbette ekibin büyük çoğunlunu tanıyor olmam ve benim de bir dönem Pardus geliştiricisi olmam gibi etkenler de var. Arkadaşım Murat Eren'in biraraya getireceği bu derleme için sorduğu sorulardan bir çoğu için daha önce çokça yazmış olduğumdan sadece bir konu etrafında fikirlerimi yazmak istiyorum: 'Projenin en büyük problemi neydi? Neden?' Ben Pardus projesinin en önemli probleminin Tübitak çalışanı olmayan geliştiricilerin önemini anlamamış olması olduğunu düşünüyorum. Eğer proje iş yapış şeklini dışarıdan katkıya açık bir şekilde yapabilmiş olsaydı gelinen aşamada (bu yazıyı ileride okuyacaklar için kısaca Tübitak çalışanı geliştiricilerin önemli bir kısmının istifa ettiği, projenin adının değiştiği, yöneticisinin ayrıldığı ve yeni yöneticinin kim olduğunun bile bilinmediği bir dönem de yazdığımı not düşmem gerekir) çok farklı bir durumda olacağımız açıktır. Pardus ekibi ve yönetimi Tübitak çalışanı olduklarından Gebze'de bir araya gelip kararlar alıp bunu diğer geliştiricilere tebliğ etmekte çoğu zaman bir problem görmediler. Bu durum her eleştirildiğinde ya işlerin çoğunu biz yapıyoruz dediler ya da kurumun kendi dinamiklerini öne sürdüler. Çoğu durumda ekip böyle davrandığını bile kabul etmedi. Bir takım kararları alıp, belgelendirip sonra 'fikirlerinizi yazın' demelerini normal karşılamamız beklendi hep. Örneğin hiçbir geliştiriciye danışılmadan test ekibinin kaldırılmasına karar verildi ve bu durum kararın ardından tebliğ bile edilmedi. Yine benzer şekilde proje yönetim araçları seçildi, üzerinde çalışıldı sonra tebliğ edildi. Geliştiricilere haber bile verilmeden sürüm çıkartıldı, çıkan sürüm geri çekildi. Bunlarla ilgili soru sormak bile anormal karşılandı. Proje yönetimi, defalarca yazılmasına rağmen, bu tip davranışların zamanla nasıl bir zaafiyete yol açabileceğini öngöremedi. Eğer bugün Pardus'un Tübitak'tan maaş almayan geliştirici sayısı sıfıra yakınsamamış olsa yaşanan belirsizlikler büyük oranda yaşanmıyor olacaktı. Tübitakla mali bir ilişkisi olmayan ve Pardus'un geleceği ile ilgili alınan kararlarda daha önce sözü geçmiş olan geliştiricileri etkileyen bir şey olmamış olacaktı. Eğer böyle bir kültür geliştirilebilmiş olsaydı Tübitak'tan bugüne kadar ayrılan onlarca gelişticinin en azından bir kısmı maaş almadığı zaman da Pardus'a kod desteği vermeye devam edebilirdi. Halbuki biz hep geliştiricilerin ayrılık mesajlarında 'bundan sonra başka bir işte çalışacağımdan paketlerime bakamayacağım' benzeri sözleri normal olarak gördük. Tübitak çalışanı olmayan geliştiricilerin zaten başka işleri olmasına rağmen katkı verdikleri görmezden gelindi. Tübitak çalışanı olmayanlar karar süreçlerine bu kadar az alınınca onların aklından, bilgisinden faydalanma imkanı da kalmadı. Bu manzarayı gören ve potansiyel geliştirici olabilecek kişiler için de kötü bir manzara oluşturdu bu durum. Yeri geldiğinde en kıytırık eleştirilere, hakaretlere cevap yetiştirenler zamanında bu proje için iş yapmış ve onun iyiliğini istediği çok belli olan insanların eleştirilerini görmezden geldiler. Özgür yazılımı bir firmanın çalışanlarının geliştirdiği yazılımdan ayırt eden şey sadece kodların açık olması değil elbette. Özgür yazılımla ilgili seminerlerde hep yazılımın geliştiricisi olmayanların bile kodu okuyup iyiliştirme, düzeltme gönderebilmesi sayesinde sadece kodu yazanlara değil ona bakan tüm gözlere güvendiğimizi anlattık hep. Pardus bu dışarıdan bakan gözlerin önemini anlayamadığı için kendi etrafında bir geliştirici camiası yaşatamadı maalesef.