Yukarı Çanakkalemiz Çanakkale Şiirleri Duygusal Şiirler 1 Çanakkale Fotoğrafları

        ŞİİR İNSANIN KENDİSİNİ İFADE ETMESİNİN

EN ÇARPICI YOLUDUR.

Metin Kutusu: İleri

                                                                                                                                  

ISLAK GÜL

Seninle paylaşmak uykularda en büyük günahları
Seninle uyanmak nice çılgın gecelerden sonra

Alır götürür beni kokun uzaklara en uzaklara
Ağzın dudaklarımda ıslak bir güldür sabahları
 

Tenin çekiyor beni tenin tutmuş saclarımdan
Afrikalı kölenim senin, esirinim, mecburunum
Gözlerin değmese gözlerime kahrolurum
Olurum çekersen ellerini avuçlarımdan

Donsun başım tutuşsun damarlarımda kanım

Gel otur yanı başıma erişilmez kadınım

Yum iri gözlerini, devir kirpiklerini

      Ser önüme bir hazine gibi güzelliklerini

      Sana en muhtaç olduğum su anda gel
      Yasamak olsan da gel, olum olsan da gel.


     Ümit Yasar OĞUZCAN

 

                                     

Böyle Bİr Sevmek

       Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
       Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
       Azıcık okşasam sanki çocuktular
       Bir akşam korkudan gözleri sislenir
       Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
       Böyle bir sevmek görülmemiştir

       Hayır sanmayın ki beni unuttular
       Hala arasıra mektupları gelir
       Gerçek değildiler birer umuttular
       Eski bir şarkı belki bir şiir
       Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
       Böyle bir sevmek görülmemiştir

       Yalnızlıklarımda elimden tuttular
       Uzak fisıltıları içimi ürpertir
       Sanki gökyüzünde bir buluttular
       Nereye kayboldular şimdi kimbilir
       Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
       Böyle bir sevmek görülmemiştir.

Attila Ilhan

 

 

  Sen Benİm HİÇbİr Şeyİmsİn

       Sen benim hiçbir şeyimsin
       Yazdıklarımdan çok daha az
       Hiç kimse misin bilmem ki nesin
       Lüzumundan fazla beyaz
       Sen benim hiçbir şeyimsin
       Varlığın yokluğun anlaşılmaz

Galiba eski liman üzerindesin
       Nasıl karanlığıma bir yıldız olmak
       Dudaklarınla cama çizdiğin
       En fazla sonbahar otellerinde
       Üniversiteli bir kız uykusu bulmak
       Yalnızlığı öldüresiye çirkin
       Sabaha karşı öldüresiye korkak
       Kulağı çabucak telefon zillerinde

Sen benim hiçbir şeyimsin
       Hiçbir sevişmek yaşamışlığım
       Henüz boş bir roman sahifesinde
       Hiç kimse misin bilmem ki nesin
       Ne çok çığlıkların silemediği
       Zaten yok bir tren penceresinde

Sen benim hiçbir şeyimsin
       Yabancı bir şarki gibi yarim
       Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
       Hiç kimse misin bilmem ki nesin
       Uykumun arasında çağırdığım
       Çocukluk sesinle ağlayarak
       Sen benim hiçbir şeyimsin

       Attila ILHAN

AYRILIK SEVDAYA DAHİL

       Acilmiş sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
       En görkemli saatinde yıldız alacasının
       Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
       Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
       Rüzgar uzak karanlıklara surmuş yıldızları
       Mor kıvılcımlar gediyor dağınık yalnızlığımdan
       Onu çok arıyorum onu çok arıyorum
       Heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
       Bir yerlere yıldırım düşüyorum
       Ayrılığımızı hissettiğim an demirler eriyor hırsımdan
       Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
       Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
       Tedirgin gülümser
       Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
       Hiç bir ani tek basına yasayamazlar
       Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
       Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
       Gittikçe genişleyen yakılmış ot kokusu
       Yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
       Yansımalar tutmuş bütün sahili
       Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
       Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
       Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
       Çünkü ayrılanlar hala sevgili
       Yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
       Hava ağır toprak ağır yaprak ağır
       Su tozları yağıyor üstümüze
       Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız midir
       Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
       Karanlık çoktu denize
       Yanlızlık çakmak tası gibi sert elmas gibi keskin
       Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
       Kapını bir çalan olmadı mi hele elini bir tutan
       Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
       Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
       Yalnızların en büyük sorunu tek basına özgürlük ne ise yarayacak
       Bir turlu çözemedikleri bu olu bir gezegenin soğuk tenhalığına
       Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir 
       sevgiliyle
       Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
       ikimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
       Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
       Tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı
       Hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir 
       zemberek ASKIMIZ

       ATTILA ILHAN

          

BİR MASA

       Bize bir masa ayır yanakimu
       Aleksandramla benim için
       Bir Masa 
       Üstü Çiçeksiz
       Örtüsü gazeteden
       Şarabı Aşktan

       Hem hülyadan
       Aleksandram mızıka çalsın
       Siyaha çalan parmaklarıyla
       Güftesi bayağı şarkılar
       Adi havalar
      
Meyhane Acı zeytinyağı koksun

       Sen hoşnut ol Yanakimu.

Sait Faik ABASIYANIK

 

YEİS

Akşam üstleri geliyor
Tam insanlar işten çıkarken,
Salkım salkım tramvaylardan
Bir güzel çocuk yüzüyle gülümsüyor
Namussuz, akşam üstleri geliyor.

Neremden yakalıyor, bilmiyorum
Ben tam sevmeye hazırlanırken
On altı yaşındaki sevgilimi,
Elini elimle tutmak
Yirmi dört saatte bir
Sıcak bir laf dinlemek isterken...
Rezil... Tam o saatlerde geliyor!

Sait Faik ABASIYANIK

 

O VE BEN

Sana koşuyorum bir vapurun içinden
Ölmemek, delirmemek için...
Yaşamak; bütün adetlerden uzak
Yaşamak...
Hayır değil, değil sıcak:
Dudaklarının hatırası;
Değil saçlarının kokusu
Hiçbiri değil.
Dünyada büyük fırtınanın koptuğu böyle günlerde
Ben onsuz edemem.
Eli elimin içinde olmalı,
Gözlerine bakmalıyım,
Sesini işitmeliyim.
Beraber yemek yemeliyiz.
Ara sıra gülmeliyiz.
Yapamam, onsuz edemem.
Bana su, bana ekmek, bana zehir;
Bana tad, bana uyku
Gibi gelen çirkin kızım,
Sensiz edemem!

Sait Faik ABASIYANIK

EN ESKİ YALNIZLIĞIMDIR AŞK BENİM


En eski yalnızlığımdır aşk benim
Gitgide büyüyen karanlıklarla
Ne zaman sevdiysem kavruldu tenim
Bir ateşin açtığı yanıklarla

Sabahı olmazdı çok gecelerin 
Alır, götürürlerdi beni onlar
Öptüğüm elleriyle, korkunç derin 
Bir uçurumun kenarına kadar.

Sonra bırakır giderlerdi, üzgün
Bakardım sessizce arkalarından 
Sonra umutsuzluk, gözyaşı ve kan.

Bütün umutlarım biterdi bir gün 
Bir gecenin ortasında kalırdım 
Tek başıma ben, ben ve yalnızlığım.

Ümit Yaşar OĞUZCAN

BİR ŞEHRİ BIRAKMAK

Bu şehirde yağmur altında dolaşılır
Limandaki mavnalara bakıp
Şarkılar mırıldanılır geceleri.
Bu şehrin sokakları çoktur,
Binlerce insan gelir gider sokaklarında..
Her aksam çayımı getiren
Ve bir Beyaz Rus olmasına rağmen
Hoşuma giden garson kadın bu şehirdedir.

Bu şehirdedir
Valslar, fokstrotlar altında
Şuman'dan, Bramsdan
Parçalar çaldığı zaman donup
Bana bakan ihtiyar piyanist.

Doğduğum köye müşteri taşıyan
Şirket vapurları bu şehirdedir.
Hatıralarım bu şehirdedir.
Sevdiklerim,
Ölmüşlerimin mezarları.

Bu şehirdedir isim gücüm,
Ekmek param.
Fakat bütün bunlara mukabil
Yine budur başka bir şehirdeki
Bir kadın yüzünden
Bıraktığım şehir.

 

BEN SANA MECBURUM


Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.

Belki haziran da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.



Attila İlhan